Aktif fonlar endeksi yenebilir mi? Tek yıl değil, 5 yıllık süreklilik
Bir yıl şampiyon olan fon ertesi yıl sıradanlaşabilir. Fon seçerken tek yıllık getiriden çok 5 yıllık sürekliliğe, ücrete ve ücretin karşılığına bakmak gerekiyor.
Fon seçmeye ilk başladığımda yöntemim çok basitti: geçen yıl en çok kazandıran fonu listenin başına koyuyor, oradan başlıyordum. Sonra aynı fonların bir sonraki yıl sıradan sonuçlar verdiğini fark ettim. İçinden çıkamadığım soru hep aynıydı: aktif yönetilen bir fon gerçekten endeksi yenebilir mi, yoksa geçen yılın güzel sonucu şans eseri mi?
Bu soruya verdiğim cevabı ve nasıl bu cevaba ulaştığımı paylaşayım. Hisse adı, fon adı, kurum adı yok. Mesele tek bir fon değil, fon seçme yönteminin kendisi. Bu yöntem, Türkiye’de endeks fonları için de aynı titizlikle uygulanmalı.
Aktif ve pasif fon arasındaki fark
Pasif fon, bir grup hissenin genel hareketini gösteren bir endeksi (mesela BIST 30 ya da BIST 100) takip eder. Endeksteki hisseleri endeksteki ağırlıklarıyla alır. Yöneticinin hisse seçme işi yoktur. Amaç endeksi olabildiğince yakından izlemektir.
Aktif fon ise endeksin üstünde getiri hedefler. Yönetici bazı hisselere daha fazla ağırlık verir, bazılarından uzak durur, hatta endekste olmayan şirketlere de yer açabilir. Beklenti şu: doğru seçimlerle endeksten daha yüksek getiri üretmek.
Aktif yönetim “endeksi yenmeyi” vaat eder, ama bu bir garanti değil, bir hedef. Hedef tutarsa yönetici ücretini hak etmiş olur. Tutmazsa ücret yine alınır, ama sen endeksin altında kalırsın.
Peki pasif fonda ücret sorunu yok mu? Yurt dışında büyük ölçüde yok. Türkiye’de ise var. Bunu aşağıda ayrıca konuşacağım.
Bir yıl şampiyon, ertesi yıl sıradan
Geçmiş yıllara bakınca en çok şu durum dikkatimi çekti: bir takvim yılında en yüksek getiriyi sağlayan fon, ertesi yıl çoğu zaman ortalamaya yakın sonuçlar veriyor. Bazen ortalamanın altına bile düşüyor. Yani “geçen yılın şampiyonu” bir sonraki yıl için güvenilir bir işaret değil.
Bunun arkasında basit bir mantık var. Bir fonun bir yıl çok yüksek getiri sağlaması için çoğunlukla belli bir temaya ya da birkaç hisseye yoğun ağırlık vermiş olması gerekir. O tema o yıl çok iyi giderse fon şampiyon olur. Ama aynı temanın arka arkaya iki yıl şampiyon olma ihtimali daha düşük. Piyasanın gözdesi değişir, bir önceki yıl ilgi görmeyen sektörler öne çıkar.
Bunu fark ettikten sonra “geçen yıl şu kadar getiri yaptı” cümlesini fon değerlendirmemden tamamen çıkardım. Tek yıllık sonuçta şansın ve geçici etkilerin payı çok yüksek. Karar vermek için fazla değişken.
Bunun bir de zamanlama tarafı var. Bir fon bir yılda çok yüksek getiri sağladığında, gözler ona çevrilir ve yeni yatırımcılar tam o noktada fona girer. Oysa yükseliş çoğu zaman doygunluğa ulaşmıştır. Geçen yılın şampiyonunu almak, çoğu zaman yükselişin sonuna yetişmek demektir. Ben buna geçmiş getiri tuzağı diyorum. Fon seçerken buna nasıl karşı durduğumu fon alırken nelere dikkat ediyorum yazısında anlattım.
Beş yıllık süreklilik neden daha güvenilir
Bir fon yöneticisi gerçekten beceri sahibiyse, bu beceri tek bir yılın şanslı temasıyla değil, birkaç yıla yayılmış istikrarlı bir sonuçla görünmeli. Bu yüzden ben fon değerlendirirken beş yılı en kısa anlamlı süre olarak alıyorum. Mümkünse on yıla bakıyorum.
Beş yılın içine genelde farklı piyasa koşulları sığar: yükselen bir yıl, yatay bir yıl, düşen bir yıl, bir kur şoku. Bir fon bu farklı koşulların çoğunda karşılaştırma ölçütünün üstünde kalabiliyorsa, bu sonucun şanstan çok beceriden geldiğini düşünmek için daha güçlü bir sebep olur.
Sürekliliği ölçmenin pratik yolu şu: fonun son beş takvim yılının kaçını karşılaştırma ölçütünün, yani başarısını kıyasladığın endeksin üstünde bitirdiğine bak.
| Son 5 yılda ölçütü geçtiği yıl | Ne anlama gelir |
|---|---|
| 4 ya da 5 | Yöneticinin tutarlı bir yöntemi var gibi görünüyor |
| 3 | Belirsiz, karar zorlaşıyor |
| 2 ya da daha az | Süreklilik yok |
Bu ölçüyü uygularken iki şeye dikkat et. Birincisi, fonu doğru şeyle kıyasla. Bunu bir sonraki bölümde açıyorum. İkincisi, tek bir kötü yıl fonu tek başına mahkûm etmez. Son beş yılın dördünde ölçütü geçmiş bir fon, geçen yıl ölçütün gerisinde kaldı diye bir anda kötü bir fona dönüşmez. Özellikle değer odaklı fonlar bazı dönemlerde endeksin gerisinde kalabilir. Bu yüzden ben bir fonu en az 5, mümkünse 10 yıllık sonucuyla değerlendiriyorum.
Doğru karşılaştırma ölçütü
Bir fonun getirisi tek başına pek bir şey söylemez. Anlam kazanması için doğru bir kıyaslama noktası gerekir. Bu noktaya karşılaştırma ölçütü (benchmark) deniyor ve her fonun izahnamesinde yazılıdır.
Doğru ölçüt, fonun yatırım yaptığı varlıklara en yakın endekstir. Hisse senedi yoğun bir fon için bu BIST 100 gibi bir hisse endeksi, altın fonu için altın fiyatı, borçlanma araçları fonu için borçlanma piyasasını izleyen endekslerdir.
Bir örnek: bir hisse fonu son bir yılda %95 getiri sağladı, aynı dönemde karşılaştırma ölçütü olan BIST 100 %110 yükseldi. %95 kulağa çok iyi geliyor. Ama fon, ölçütünün 15 puan gerisinde kalmış. Bu durumda “iyi performans” demek yanıltıcı olur.
Ters yöndeki hata da yaygın. Hedefi endeksi yenmek olan bir hisse fonunu, o yıl altın daha çok kazandırdı diye altınla kıyaslamak doğru değil. Yönetici altın almak için değil, hisse seçmek için oradadır. Onun başarısını kendi karşılaştırma ölçütüne göre ölçersin. Bir fonu her dönemin en çok kazandıran aracıyla kıyaslarsan, hiçbir fon o sınavı geçemez. Altın mı, hisse mi, ikisinden ne kadar tutacağın ise fon seçiminden önce gelen ayrı bir karardır.
Ücret eşiği: net getiriden düşer
Yönetim ücreti her yıl fonun büyüklüğünden kesilir ve senin getirinden düşer.
Basit bir örnek: aktif fon bir yılı ücretten önce %20 getiriyle kapattı. Yıllık yönetim ücreti %2 ise sana kalan yaklaşık %18. Endeks aynı yıl %19 getirdiyse, fon ücretten önce endeksi geçmiş görünse bile senin cebine giren endeksin altında kalıyor. Yani yöneticinin endeksi geçmesi yetmiyor, aradaki farkın ücreti de karşılaması gerekiyor.
Ücrete bakmak gerekli, ama tek başına karar verdirmesin. Ücreti makul olan ama yöneticisine güvenmediğin bir fon, ücreti biraz yüksek ama 5-10 yılda ölçütünü geçerek kendini kanıtlamış bir fondan daha iyi bir seçim değildir. Yönetim ücretini fonun izahnamesinde ve TEFAS’taki fon detay sayfasında bulabilirsin.
Türkiye’de endeks fonu da bedava değil
Buraya kadar anlattıklarım, yurt dışındaki klasik sonuca götürüyor: “Aktif fonların çoğu ücreti aşamıyor, o hâlde ucuz bir endeks fonu al.” ABD’de bu sonuç güçlü. Orada en büyük endeks fonlarının yıllık gideri %0,03 ile %0,09 arasında ve SPIVA raporlarına göre büyük şirket aktif fonlarının yaklaşık 10’da 9’u 15 yılda endeksin gerisinde kalıyor.
Türkiye’de bu sonuç kendiliğinden çıkmıyor. İki sebebi var.
Endeks fonları da yüksek ücret alıyor. BIST 30 endeks fonlarında yıllık yönetim ücreti fona göre kabaca %0,8 ile %2 arasında. Bir fonda %1,90, bir başkasında %2,05, bir fonda A grubu için %2,00, B grubu için %0,8. Yani ücret eşiği sadece aktif fonların değil, endeks fonlarının da önünde duruyor.
Endeks yoğunlaşmış. Ocak 2026 itibarıyla BIST 100’deki 11 şirket endeksin yarısını oluşturuyordu. BIST 30’da yoğunlaşma daha da fazla. Endeks fonu almak, geniş bir çeşitlendirmeden çok birkaç büyük şirkete ve sektöre yüklenmek anlamına gelebiliyor. Ayrıntılar için BIST 100 borsayı temsil etmiyor yazısına bakabilirsin.
Bu yüzden ABD’deki SPIVA verisi Türkiye için doğrudan geçerli değil. Soru “aktif mi pasif mi” olmaktan çıkıyor ve şuna dönüşüyor: hangi fonun ücreti, karşılığında aldığın şeye değer?
Aktif pay: yönetici gerçekten farklı mı
Bir fonun ücretini hak edip etmediğini anlamanın en iyi yollarından biri aktif pay (active share) kavramı. Aktif pay, fonun portföyünün karşılaştırma ölçütünden ne kadar farklı olduğunu yüzde olarak gösterir. Portföy endeksle neredeyse aynıysa aktif pay sıfıra yakındır. Endeksten çok farklıysa yüksektir.
Bu önemli, çünkü endekse çok benzeyen bir portföy, uzun vadede endeksin kabaca ücret kadar gerisinde kalır. Aktif ücret ödeyip endeksin bir kopyasını almak, bu seçeneklerin en kötüsüdür. Bu duruma gizli endeks takipçiliği (closet indexing) deniyor.
Aktif payı hesaplamak için hazır bir rakam her zaman bulamayabilirsin. Ama fonun aylık portföy raporundaki ilk 10 hisseyi endeksin ilk 10 hissesiyle yan yana koymak bile kabaca bir fikir verir. Listeler neredeyse aynıysa, yüksek ücret ödediğin şey büyük ölçüde endeksin kendisidir.
Bir de şu soruya bak: fon portföyünü ağırlıkla kendi grubunun şirketlerinden mi kuruyor? Bu durumda yüksek aktif pay bile yanıltıcı olabilir. Çünkü fark, bağımsız bir yöneticinin seçimlerinden değil, bir grubun kendi şirketlerine olan bağlılığından geliyor olabilir.
Fon seçerken altı kriter
Bu deneyimden sonra fon değerlendirmemi altı kritere indirdim. Bu kriterler aktif fon için de endeks fonu için de geçerli. Hiçbiri tek başına kesin sonuç vermiyor. Ama bir fon kriterlerin çoğunda zayıf çıkıyorsa, geçen yılki şampiyonluğu pek bir şey değiştirmiyor.
1. Süreklilik. Son beş takvim yılının kaçında karşılaştırma ölçütünün üstünde bitirdi?
2. Yönetim ücreti. Aynı türdeki fonlarla, endeks fonları da dahil, yan yana koy. Ama ücreti tek başına karar sebebi yapma.
3. Aktif pay. Portföy endeksten gerçekten farklı mı, yoksa aktif ücretle endeks mi satılıyor?
4. Yoğunlaşma ve grup şirketleri. İlk 10 hissenin portföydeki payı ne? Fonun bağlı olduğu grubun şirketleri portföyde ne kadar yer tutuyor?
5. Şeffaflık. Aylık portföy raporu, sektör dağılımı, ilk 10 hisse düzenli paylaşılıyor mu?
6. Net bir karşılaştırma ölçütü. Fonun hangi endekse göre değerlendirildiği açık mı? Fonu bu ölçütle kıyasla, o yılın en çok kazandıran aracıyla değil.
Bu kriterleri TEFAS ekranında nasıl uygulayacağını TEFAS’ta fon nasıl seçilir yazısında adım adım anlattım.
Hangi koşulda yüksek ücret makul
Bence aktif bir fonun endeksi yenmesi mümkün. Ama nadir ve belli koşullara bağlı. Yönetici gerçekten aktif yönetmeli, yani endeksten belirgin şekilde farklı bir portföy taşımalı. Bunu 5-10 yıl boyunca karşılaştırma ölçütünü geçerek kanıtlamış olmalı. Ve bu farkı ücretten sonra da korumalı.
Bu koşulların hepsi tutuyorsa, %3 gibi yüksek bir ücret bile makul olabilir. Çünkü bu ücret, geçmiş sonuçlarda izini görebildiğin bir becerinin karşılığı.
Tersine, 5-10 yıllık performansı zayıf, portföyünü ağırlıkla kendi grubunun şirketlerinden kuran ve yüksek ücret alan bir hisse fonu mantıklı değil. Orada ücret ödüyorsun ama karşılığında ne beceri ne de bağımsızlık alıyorsun.
Aynı mantık endeks fonu için de geçerli. %2’ye yakın bir ücret ödeyip birkaç büyük şirkete yoğunlaşmış bir endeksi almak, “pasif olduğu için güvenli ve ucuz” diye savunulamaz. Endeks fonu da kendi ücretinin karşılığını vermek zorunda.
Aktif ve pasif yaklaşımın genel çerçevesini aktif mi pasif mi yazısında ayrıca ele aldım.
Kapanış
Aktif fonlar endeksi yenebilir mi sorusunun cevabı bence şu: bazıları, bazı dönemlerde, belli koşullarda yener. Mesele bu fonları önceden bulabilmek. Bunun en kullanışlı pusulası tek yıllık şampiyonluk değil, beş yıl ve üzeri süreklilik. Süreklilik gösteren fon azdır. Bulduğunda da ücret eşiğini bir kez daha kontrol etmek gerekir.
Türkiye’de bu soruyu sorarken endeks fonunu otomatik bir “güvenli liman” gibi görmemek de önemli. Burada endeks fonları da yüksek ücret alıyor ve izledikleri endeks yoğunlaşmış. O yüzden her fona, etiketi ne olursa olsun, aynı soruyu sormak gerekiyor: ödediğim ücretin karşılığında ne alıyorum?
Bu soruyu kendime sormaya başladığımdan beri fon seçimi daha sade ve daha sakin bir süreç oldu. Geçen yılın listesine harcadığım zaman çoğunlukla boşa gidiyordu. Bir fonun son beş yılda hangi koşullardan nasıl geçtiğine ve ücretinin karşılığını verip vermediğine harcadığım zaman ise işime yarıyor.