Tek hisseye aşık olmamak ve hisse seçerken ilk filtre
Bir şirketi sevmek iyidir ama tüm birikimi ona bağlamak risklidir. Küçük bir sepetin mantığını ve hisse seçerken soracağın altı ilk filtre sorusunu anlattım.
Bir şirketi anlamaya başladığında ona bağlanmak çok kolay. Ürününü seviyorsun, yönetimine güveniyorsun, hikâyesi sana mantıklı geliyor. Bunların hepsi güzel. Ama tüm birikimini tek bir hisseye bağlamak, mali geleceğini o şirketin kaderine bağlamak gibidir. Bu riski görmek kadar, bir şirkete bakarken ilk elemede hangi soruları soracağını bilmek de önemli.
Sevmek ayrı, her şeyi bağlamak ayrı
Bir şirketi sevmen, onu anlaman, yönetimine güvenmen harika bir şey. Önceki yazılarda zaten bunu vurguladım: Ne iş yaptığını bildiğin, müşterisini tanıdığın, kârının nereden geldiğini gördüğün şirketlere ortak olmak.
Ama bir şirketi iyi anlamak, onun başına hiçbir şey gelmeyeceği anlamına gelmez. En iyi tanıdığın şirket bile senin kontrolün dışındaki olaylardan etkilenebilir. Sorun şirketi sevmekte değil, bütün yumurtaları o tek sepete koymakta.
Ayrıca her şeyini tek bir şirkete bağladığında, o şirketle ilgili her haber senin için büyür. Küçük bir kötü haber bile bütün birikimini ilgilendiren bir olaya dönüşür. Bu da sakin kalıp mantıklı karar vermeni zorlaştırır.
Tek bir şirketin başına neler gelebilir?
Ne kadar sağlam görünürse görünsün, tek bir şirketin başına gelebilecek bazı şeyler var:
- Şirkete özel bir sıkıntı: Bir dava, bir yönetim krizi, bir kaza ya da bir skandal. Bunların hiçbiri önceden haber vermez.
- Sektörü vuran bir düzenleme: Devletin beklemediğin bir kuralı, şirketin faaliyet gösterdiği sektörün tamamını baskı altına alabilir. Şirket hiçbir hata yapmamış olsa bile etkilenir.
- Büyümenin doygunluğa ulaşması: Çok iyi giden bir şirket bile bir noktadan sonra büyüyemez hâle gelebilir. Pazarı dolmuştur, yeni müşteri bulmak zorlaşmıştır.
Bu olaylardan biri yaşandığında, birikiminin tamamı o tek şirkette duruyorsa, etkisi doğrudan bütün birikimine yansır. Birden fazla şirkete yayılmışsan ise aynı olay birikiminin sadece bir kısmını etkiler. Bunun sayısal karşılığını yatırıma başlarken yapılan 7 hata yazısındaki tabloda görebilirsin.
Küçük bir sepet bile çok daha güvenli
Bu yüzden 3-5 sağlam şirketten oluşan küçük bir sepet bile tek hisseye göre çok daha güvenlidir. Yüzlerce hisse almana gerek yok. Başlangıç için birkaç sağlam şirket yeterli.
Bilgin ve deneyimin arttıkça sepetin yapısını değiştirebilir, daha da çeşitlendirebilirsin. Önemli olan, başlangıçta tek bir karta oynamamak.
Burada bir noktaya dikkat et. Sepetteki şirketlerin hepsi aynı sektördeyse ya da aynı kaynaktan besleniyorsa, sepete yaymanın faydası azalır. Önceki yazıda konuştuğumuz şirket tipleri burada işine yarar. Defansif bir işi, bir büyüme şirketiyle ya da farklı bir sektörden bir şirketle yan yana koymak, aynı riske karşı her şeyini açık bırakmamanı sağlar. Farklı tipteki şirketleri bir portföyde nasıl katmanlara ayırabileceğini çekirdek ve uydu portföy yazısında anlattım.
Sepete yaymak ne değildir?
Sepete yaymak, “Kafam rahat olsun, hiç düşünmeyeyim” demek değildir. Beş şirket aldın diye hiçbirini takip etmeden bekleyemezsin. Her birinin ne iş yaptığını bilmen, işlerinin nasıl gittiğine ara ara bakman gerekir.
Sepete yaymak şu demektir: “Tek bir hatadan batmayayım. Her şeyi tek karta oynamayayım.”
Yani amaç, düşünmekten kaçmak değil, yanılma payını hesaba katmak. Ne kadar dikkatli incelersen incele, bazen yanılacaksın. Sepet, bu yanılgının bütün birikimine mal olmasını engeller.
İlk filtre: altı soru
Bir şirketi incelemeye başladığında şu kısa kontrol listesindeki soruları tek tek cevaplamaya çalış:
Bu şirket ne iş yapıyor? Bunu bir iki cümlede anlatabiliyor musun? Anlatamıyorsan, henüz ortak olacak kadar tanımıyorsun demektir.
Müşterisi kim? Bu müşteriler zor zamanlarda bile ürünü ya da hizmeti almaya devam eder mi? Kriz geldiğinde ilk vazgeçilen harcama mı, yoksa ne olursa olsun yapılan bir harcama mı?
Şirket son yıllarda para kazanıyor mu? Kârı süreklilik gösteriyor mu, yoksa çok mu dalgalanıyor? Tek bir yıla değil, birkaç yılın gidişatına bak.
Borç durumu nasıl? Aşırı borçlu mu, yoksa borcu makul seviyede mi? Borçlanma maliyeti yükseldiğinde zorlanır mı? Bu soruyu daha ayrıntılı incelemek istersen mali yapı oranları yazısına bakabilirsin.
Yönetim güven veriyor mu? Şirket hakkında skandallar, şüpheli işlemler, “patron hikâyeleri” çok mu dolaşıyor? Ortak olduğun şirketi senin adına yönetenler onlar, güvenilir olmaları önemli.
Fiyatı son dönemde neden hareket etmiş? Arkasında gerçek bir haber, büyüme, kâr artışı mı var? Yoksa sadece hikâye ve gürültü mü?
Bu soruların hiçbiri uzmanlık gerektirmiyor. Hepsi, bir şirkete ortak olmadan önce sağduyulu birinin soracağı sorular.
Cevap veremiyorsan ne olacak?
Bu sorulara “hiç bilmiyorum” diyorsan, o hisse senin için şu an erken olabilir. Bu bir başarısızlık değil. Sadece henüz yeterince tanımadığın bir işe para yatırmamış olursun. Şirketi incelemeye devam edebilir, bu sorulara zamanla cevap bulabilir ve hazır olduğunda yeniden bakabilirsin. Önceki yazıda belirttiğim gibi, çoğu zaman kaybetmediğin para kazandığın paradır.
Ama bu soruları cevaplayabiliyor ve cevaplar sana mantıklı geliyorsa, bir sonraki aşamaya hazırsın demektir. O aşamanın sorusu şu: “Bu şirketin değeri ne kadar? Ben bu değere göre ucuz mu, pahalı mı alıyorum?”
Sonraki adım: değeri ölçmek
Bu noktada değerleme oranları, finansal tablolar ve bunları birkaç saniyede önüne getiren veri platformları devreye girer. İlk filtreden geçen bir şirketi bu araçlarla incelemek, değerlendirme biçimini değiştirir. Çünkü artık “bu iyi bir şirket mi” sorusuna “bu fiyata almaya değer mi” sorusunu ekleyebilirsin.
Bu konuyu ileride ayrıntılı ele alacağım. Şimdiden merak edersen temel çarpanları çarpanları anlamak yazısında, ilk filtreden sonra bir şirketi daha sistemli taramayı da 30 dakikada şirket tarama yazısında bulabilirsin.
Kapanış
Bir şirketi sevmek ve anlamak güzel, ama tüm birikimini ona bağlamak gereksiz bir risk. 3-5 sağlam şirketten oluşan küçük bir sepet bile seni tek bir hatanın bedelinden korur. Sepete yaymak düşünmeyi bırakmak değil, yanılma ihtimalini hesaba katmaktır. Bir şirkete ortak olmadan önce de altı basit soruyu sor: Ne iş yapıyor, müşterisi kim, para kazanıyor mu, borcu nasıl, yönetimi güven veriyor mu, fiyatı neden hareket etti?
Bu yazıyla hisse senedinin ne olduğunu ele aldığım seriyi tamamlıyorum. Baştan okumak istersen hisse senedi nedir yazısıyla başlayabilirsin. Şirket tiplerini ve uzak durulacak sinyalleri tekrar görmek istersen anlamadığın işe ortak olma yazısına dönebilirsin.