Şirket tipleri ve anlamadığın işe ortak olmamak
Borsadaki şirketler aynı sepette değil. Defansif, büyüme, döngüsel ve spekülatif şirketleri ayırmayı ve başlangıçta uzak durman gereken sinyalleri anlattım.
Borsadaki bütün şirketlere aynı gözle bakmak, yeni başlayanların en büyük hatalarından biri. Bir gıda şirketinden beklediğin şeyle yeni bir teknoloji şirketinden beklediğin şey aynı olamaz. Şirketleri kabaca dört tipe ayırarak başlayalım. Ardından sık sık döneceğim basit bir ilke var: Anlamadığın işe ortak olma.
Hepsi aynı sepet değil
Borsada yüzlerce şirket işlem görür. Hepsinin hissesi aynı ekranda, aynı şekilde görünür. Ama arkalarındaki işler birbirinden çok farklıdır. Bazıları krizde bile satmaya devam eder, bazıları ekonomi kötüleşince ilk vurulanlar arasındadır. Bazıları bugün para kazanır, bazıları ise ileride kazanacağını vaat eder.
Bu farkları görmek için şirketleri kabaca dört tipe ayırıyorum. Bu ayrım kesin bir sınıflandırma değil, sadece mantığı görmek için bir çerçeve. Bazı şirketler iki tipin arasında durabilir.
Defansif şirketler
Gıda, temel tüketim, elektrik, su, telekom gibi alanlarda faaliyet gösteren şirketler bu gruba girer. Ortak özellikleri şu: Kriz döneminde bile ürünlerine ve hizmetlerine olan talep tamamen yok olmaz. İnsanlar ekonomi kötüleşince yeni araba almayı erteleyebilir ama yemek yemeye, elektrik kullanmaya, telefon faturasını ödemeye devam eder.
Bu şirketlerin büyüme hızları genelde çok yüksek değildir. Ama daha istikrarlı bir nakit akışı sağlayabilirler. Sakin ve temettü (kâr payı) potansiyeli olan bir yatırım arıyorsan, bakacağın yer çoğu zaman burasıdır.
Talebin neden bazı işlerde kriz geçirmez olduğunu esnek olmayan talep yazısında ayrıntılı anlattım.
Büyüme şirketleri
Yeni teknolojiler, hızlı genişleyen iş modelleri, ölçeklendikçe kârı hızla artma potansiyeli taşıyan şirketler bu gruptadır. Gelirleri hızlı büyür ama kârları bazen henüz düşük ya da oynaktır.
Doğru seçilirse çok kazandırabilirler. Yanlış seçilirse “hikâye güzel ama para kazanmayan” tarafa düşebilirler. Bu yüzden büyüme şirketine ortak olurken, büyümenin bir gün gerçekten kâra dönüşüp dönüşmeyeceğini sorgulaman gerekir.
Döngüsel şirketler
Demir çelik, otomotiv, çimento, turizm gibi ekonomik döngülere çok duyarlı sektörlerdeki şirketlerdir. Ekonomi iyiyken kârları uçabilir, krizlerde sert düşebilir.
Önceki yazılarda sorduğumuz “Bu kâr düzenli mi, yoksa bir kerelik mi?” sorusu burada daha da önemli hâle gelir. İyi bir yılın kârı, kötü bir yılda tekrar etmeyebilir. Döngüsel bir şirkete ortak oluyorsan, ekonominin hangi evresinde olduğunu da hesaba katman gerekir. Hangi sektörün hangi şokta nasıl davrandığını esneklik çerçevesi yazısında bulabilirsin.
Spekülatif hikâyeler
Son grup, net bir iş modeli ve kârlılığı oturmamış, sadece haber ve beklentiyle şişen yapılardır. Bunlarda da para kazanmak mümkündür. Ama bu kazanç uzun vadeli, sağlıklı yatırım mantığıyla pek örtüşmez. Burada para kazandıran şey işin kendisi değil, fiyat hareketinin zamanlamasıdır.
Burada iki kavramı birbirinden ayırmak gerekiyor.
Spekülasyon, işin kendisinden çok fiyat hareketinden para kazanmaya çalışmaktır. “Bu fiyattan alırım, benden sonra biri daha yüksek fiyata alır” düşüncesi buna dayanır. Suç değildir ama riski yüksektir. Çünkü kazancın şirketin ürettiği paraya değil, bir başkasının senden daha pahalıya almasına bağlıdır.
Manipülasyon ise bambaşka bir şeydir. Fiyatı bilerek yönlendirmektir. Birkaç kişinin kendi aralarında alım satım yapıp sahte bir talep görüntüsü yaratması, yanıltıcı haber ya da söylenti yayması bunun örnekleridir. Sermaye Piyasası Kanunu’nda “piyasa dolandırıcılığı” adıyla suç olarak tanımlanır ve hapis cezası öngörülür. Spekülatif hikâyelerin etrafında manipülasyon da sık görülür. Fiyatı yukarı itenler, en tepede hisseyi sonradan gelenlere satıp çıkar.
“Benden sonra biri daha yüksek fiyata alır” stratejisi, bütün birikimini bağlayacağın bir strateji olamaz. Denemek istiyorsan birikiminin en fazla %5-10’u ile dene. Bunun ötesi yatırım değil, kumara yakın bir şeydir. Yatırım ile spekülasyon arasındaki farkı yatırım mı spekülasyon mu yazısında ayrıntılı anlattım.
Ne tür bir şirkete ortak oluyorsun?
Bu dört tipi bilmenin asıl faydası, kendine şu soruyu sorabilmen: “Ben şu anda ne tür bir şirkete ortak oluyorum?”
- Sakin, temettü potansiyelli defansif bir iş mi?
- “Risk alıyorum, büyüme peşindeyim” dediğin bir şirket mi?
- Yoksa aslında sadece ekrandaki hızlı hareket hoşuna gittiği için girdiğin, ne iş yaptığını bile tam bilmediğin bir şirket mi?
Bu sorunun dürüst cevabı, o hisseden ne bekleyeceğini de belirler. Defansif bir şirketten hızlı büyüme beklemek de, spekülatif bir hikâyeden istikrar beklemek de hayal kırıklığı getirir. Farklı tipteki şirketlerin bir portföyde nasıl bir arada durabileceğini çekirdek ve uydu portföy yazısında anlattım.
Anlamadığın işe ortak olma
Bütün bunların dayandığı ilke çok basit: Anlamadığın işe ortak olma.
“Anlamak” derken bir mühendis kadar üretim ayrıntısı bilmeyi ya da bir yazılımcı gibi teknoloji şirketinin işleyişini çözmeyi kastetmiyorum. Ama bilançoyu da atlama. Bilanço okumak uzmanlara özel bir iş değil, ortak olacağın şirketin bilançosuna herkes bakmalı. Burada kastedilen iki şey var.
Şirketin temel işini anlamak. Ne satıyor? Kime satıyor? Bu ürün ya da hizmet, insanların gerçekten ihtiyaç duyduğu bir şey mi?
Paranın kabaca nereden girip nereye çıktığını görebilmek. Şirket çok borçlu bir yapının üzerinde mi duruyor? Devletten gelen geçici bir teşvikle mi ayakta? Yoksa kendi ayakları üzerinde duran bir iş mi?
Bilançoda tek bir karşılaştırma bile bu konuda çok şey anlatır: kısa vadeli finansal borçlar ile kasadaki nakit. Kısa vadeli finansal borç, şirketin bir yıl içinde bankalara ve kredi verenlere geri ödemesi gereken paradır. Bu tutar kasadaki nakdin birkaç katıysa ve şirketin işi de yeterli nakit üretmiyorsa, şirket ya yeni borç bulmak ya da ortaklarından para istemek zorunda kalabilir. Bilançonun diğer önemli kalemlerine bilanço okumayı öğrenmek yazısında bakabilirsin.
İşin güzel tarafı, bunun için uzak bir yere bakman gerekmiyor. Her gün kullandığın bir markanın arkasındaki şirketi incelemek ya da çevrende herkesin kullandığı bir uygulamanın gerçekte nasıl para kazandığını araştırmak, seni birçok kişiden birkaç adım öne geçirir.
Çünkü çoğu insan hisse alırken şuna bakar: “Gruplarda yazmışlar.” “Herkes bundan bahsediyor.” “Son bir ayda %30 gitmiş, daha da gider mi?” Senin bakışın ise şu olmalı: “Bu işin müşterisi var mı, kârı var mı, devamlılığı var mı?”
Uzak durman gereken sinyaller
Bu tam bir yasaklı liste değil. Ama özellikle başlangıçta, aşağıdaki sinyalleri gördüğünde temkinli olmakta fayda var:
- Ne iş yaptığını bir iki cümlede açıklayamıyorsan. Anlatamadığın işi değerlendiremezsin de.
- Şirketin duyuruları sürekli karmaşıksa. “Şunu satın alıyoruz, bunu satıyoruz, sermaye artırıyoruz, bölünüyoruz, birleşiyoruz” diye bitmeyen bir akış varsa, işin kendisini takip etmek zorlaşır.
- Kâr yerine sadece hikâye anlatılıyorsa. Her yıl “gelecek yıl harika olacak” deniyor ama o yıl bir türlü gelmiyorsa dikkat et.
- Sürekli bedelli sermaye artırımı yapıyorsa. Şirket kendi işinden para üretmek yerine sürekli ortaklarından para istiyorsa, bu sorgulanması gereken bir durumdur. Şirket sana para vermeli, senden para istememeli. Bedelli artırımın ne anlama geldiğini bedelsiz, bedelli ve rüçhan hakkı yazısında anlattım.
- Sadece sosyal medya gruplarında parlatılıyorsa. Şirket hakkında ciddi bir analiz değil, sadece heyecanlı mesajlar dolaşıyorsa.
- Fiyatı birkaç gün içinde mantıksız şekilde defalarca tavan ve taban oluyorsa. Bu tür sert ve ardışık hareketler genelde işin kendisiyle değil, fiyat oyunlarıyla ilgilidir.
Bu sinyallerin tersi de bir işarettir. Bedelli artırımla sürekli para isteyen şirketin karşısında, kârının bir kısmını düzenli olarak temettü (kâr payı) olarak dağıtan şirket durur. Temettü veren şirket kâr etmiş, kârını tahsil etmiş ve ortağıyla paylaşıyor demektir. Bu, yönetimin ortaklarına karşı dürüstlüğünü de gösteren olumlu bir sinyaldir. Yalnız temettü verimine, yani dağıtılan temettünün hisse fiyatına oranına tek başına bakıp karar verme. Fiyat düştükçe bu oran kendiliğinden yükselir.
Başlangıç seviyesinde bu tür yerlerden uzak durmak, sandığından çok daha fazla para kazandırır. Çünkü çoğu zaman kaybetmediğin para, kazandığın paradır.
Kapanış
Borsadaki şirketler aynı sepette değil. Defansif şirketler istikrar, büyüme şirketleri potansiyel, döngüsel şirketler ekonominin ritmine bağlı kazanç sunar. Spekülatif hikâyeler ise çoğu zaman yatırımdan çok fiyat oyunudur. Hangi tipe ortak olduğunu bilmek, ondan ne bekleyeceğini de belirler. En önemlisi, ne iş yaptığını anlamadığın bir şirkete ortak olmak zorunda değilsin.
Bir şirketi anladın ve sevdin diyelim. Sıradaki tuzak, ona fazla bağlanmak. Bunu ve hisse seçerken kendine soracağın ilk soruları tek hisseye aşık olmamak ve ilk filtre yazısında anlattım. Önceki yazıyı okumadıysan fiyat ayrı, değer ayrı ile devam edebilirsin.