Hisse senedi nedir? Ekrandaki rakamın arkasındaki şirket
Hisse senedi bir şirketin ortaklık payıdır. Borsaya kumar gözüyle değil ortaklık gözüyle bakmayı ve şirketin nasıl para kazandığını sade bir dille anlattım.
Bütçeni kurdun, önce kendine ödemeyi alışkanlık hâline getirdin, ekonominin kabaca nasıl döndüğüne baktın. Sıradaki soru şu: “Biriktirdiğim parayla neyin ortağı olacağım?” Cevap, hisse senedinin ne olduğunu, borsaya neden ortaklık mantığıyla bakman gerektiğini ve bir şirketin nasıl para kazandığını anlamaktan geçiyor.
Borsa gerçekten kumarhane mi?
Türkiye’de borsa denince akla çoğu zaman şu cümleler gelir: “Kumarhane gibi bir yer.” “Milleti soyuyorlar.” “Tahtacılar, robotlar, algoritmalar var, küçük yatırımcıyı eziyorlar.”
Bu cümlelerin arkasında yaşanmış kayıplar ve kötü deneyimler var, bunu küçümsemiyorum. Ama bu bakışın temelinde bir yanlış anlama yatıyor. Borsayı yalnızca yukarı aşağı oynayan rakamlardan ibaret sanırsan, oraya gerçekten kumar masası gibi bakarsın. Rakamların arkasında ne olduğunu gördüğünde ise tablo değişir.
Hisse senedinin ne olduğunu, bir şirkete ortak olmanın ne anlama geldiğini ve o şirketin parayı nereden kazandığını anlamakla başlayalım.
Hisse senedi bir ortaklık payıdır
Hisse senedi, bir şirketin ortaklık payıdır.
Bir hisse aldığında o şirketin çok küçük bir ortağı olursun. Şirket kâr ederse, büyürse, değer kazanırsa bu ortaklarının payına yansır. Şirket kötü yönetilirse, borca batarsa, küçülürse bu da yine ortağı olarak seni etkiler.
Yani ekranda gördüğün şey bir “kâğıt” değil. Bir işin, bir fabrikanın, bir markanın, bir ekibin fiyatlanmış hâli. Telefonundaki uygulamada bir koda dokunup “al” dediğinde, aslında o işin küçük bir parçasını satın alıyorsun.
Hisse aldığında paran nereye gidiyor?
Şöyle düşün. Marketten çikolata aldığında kasaya para verirsin, çikolatayı alıp çıkarsın. İlişkin orada biter.
Borsada hisse aldığında ise eline bir ürün değil, o çikolatayı üreten şirketteki bir pay geçer. O şirketin özsermayesinin, yani borçları düşüldükten sonra ortaklara kalan kısmın küçücük bir parçası artık senindir.
Burada küçük bir ayrıntıyı netleştirmek faydalı. Borsada her gün yapılan alım satımlarda ödediğin para doğrudan şirketin kasasına girmez. Payını sana satan başka bir yatırımcıya gider. Şirket yatırımcıdan doğrudan parayı, halka arzda yeni pay çıkararak ya da sonradan para karşılığı yeni pay çıkardığında (bedelli sermaye artırımı) toplar. Halka arzda mevcut ortakların kendi paylarını sattığı kısım da olabilir. O kısmın parası şirkete değil, payını satan ortağa gider. Ama bu ayrıntı ana fikri değiştirmez. Payı kimden alırsan al, eline geçen şey o şirketin ortaklık payıdır ve kaderin artık şirketin kaderine bağlıdır.
Ekrandaki rakamdan işin kendisine
Bu bakış yerleştiğinde bazı cümleler kendiliğinden anlamını yitirmeye başlar:
- “Abi tahtacı yukarı çeker mi?”
- “Gün içinde tavan ya da taban yapar mı?”
Tavan ve taban, bir hissenin bir günde çıkabileceği en yüksek ve düşebileceği en düşük fiyat sınırlarıdır. Bunlar fiyatın kısa vadeli hareketiyle ilgilidir. Bir şirketin ne kadar iyi bir iş olduğu hakkında sana hiçbir şey söylemezler.
Ortaklık gözüyle baktığında rakamın oynamasından çok, şu soruyla ilgilenirsin: “Bu şirket nasıl para kazanıyor?”
Yatırım ile spekülasyon arasındaki fark da tam bu soruda yatıyor. Bu ayrımı yatırım mı spekülasyon mu yazısında ayrıntılı anlattım.
Şirket nasıl para kazanır? Beş soru
Bir şirkete ortak olacaksan, en azından kabaca şu beş soruya cevap verebilmelisin:
- Bu şirket ne satıyor? Ürün mü, hizmet mi, ikisi birden mi?
- Kime satıyor? Müşterisi kim? Bireyler mi, başka şirketler mi, devlet mi?
- Nasıl para kazanıyor? Gelir modeli ne? Tek seferlik satış mı, abonelik mi, komisyon mu?
- Giderleri neler? Parası en çok nereye harcanıyor?
- Aradaki farktan kalıcı bir kâr üretebiliyor mu?
Bu sorular sana teknik gelmesin. Bir mahalle esnafına ortak olacak olsan da aşağı yukarı aynı şeyleri sorardın. Borsadaki şirketler daha büyük ve daha karmaşık, ama temel mantık aynı. Bu sorulara kabaca cevap verebildiğin bir şirket, artık senin için ekranda oynayan bir kod değil, işleyişini gözünün önüne getirebildiğin bir iştir.
Ciro, maliyet ve kâr
Bunu fazla teknikleştirmeden çok basit bir denklem gibi düşünebilirsin:
Ciro - Maliyetler = Kâr
- Ciro (hasılat): Şirketin ürün ya da hizmet satarak topladığı para.
- Maliyetler: Hammadde, personel, kira, enerji, vergi gibi kalemler.
- Kâr: Bütün bunlar düşüldükten sonra geriye kalan.
Bu denklem sana şirketin ne kadar sattığından çok, sattığı şeyden ne kadarını elinde tutabildiğini gösterir. Çok satan ama maliyetleri de çok yüksek olan bir şirket, daha az satan ama maliyetini iyi yöneten bir şirketten daha az kazanabilir. Gelirin kâra dönüşürken hangi basamaklardan geçtiğini merak edersen gelir tablosu ve marj merdiveni yazısına bakabilirsin.
Kârın kalitesi: düzenli mi, büyüyor mu, kasaya giriyor mu?
Kârın olması tek başına yetmez. Asıl ilgilenmen gereken şey, o kârın niteliği. Üç soru sor:
Bu kâr düzenli mi, yoksa bir kerelik mi? Bir şirket bir yıl bir arsasını sattığı için yüksek kâr açıklayabilir. Ama bu her yıl tekrar etmeyecek bir kazançtır. Ortak olarak senin işine yarayan, işin kendisinden her yıl yeniden üretilen kârdır.
Bir kerelik kâr, şirkete bakarken kullanılan oranları da yanıltır. En çok konuşulan oran fiyat/kazanç (F/K) oranıdır. Şirketin piyasa değerini yıllık net kârına bölersin ve kabaca “Bu şirketin 1 TL’lik kârı için kaç TL ödüyorum?” sorusunun cevabını bulursun.
Piyasa değeri 1.000 milyon TL olan bir şirket düşün. Bu yıl 500 milyon TL net kâr açıkladı. F/K = 1.000 / 500 = 2. Herkes “Şirket kârının sadece 2 katına satılıyor, bedava” diye konuşmaya başlar. Ama sonra bakarsın, kârın 460 milyon TL’si bir arsa satışından geliyor. Arsayı çıkarınca işin kendisinden gelen kâr 500 - 460 = 40 milyon TL kalır. Gerçek F/K ise 1.000 / 40 = 25 olur. Ucuz görünen şirket aslında hiç ucuz değildir. Bu yüzden düşük bir F/K gördüğünde önce kârın içinde tek seferlik bir kalem olup olmadığına bak. F/K’nın nasıl okunduğunu F/K oranını okuma rehberi yazısında ayrıntılı anlattım.
Zaman içinde büyüyor mu? Yıllar içinde kârı artan bir şirketle yerinde sayan ya da eriyen bir şirket arasında büyük fark var. Tek bir yıla değil, birkaç yılın gidişatına bak.
Kâğıt üzerindeki kâr kasaya giriyor mu? Bazı şirketler kâğıt üzerinde kâr ediyor görünür ama kasalarına para girmez. Örneğin sattığı malın parasını müşterisinden uzun süre tahsil edemeyen bir şirket, kârlı görünürken nakit sıkıntısı çekebilir. Bunu anlamanın iki yolu var.
Birincisi nakit akışına bakmak. Şirketin ana işinden kasaya gerçekten ne kadar para girdiğini buradan görürsün. Konuyu nakit akış tablosu yazısında anlattım.
İkincisi bilançodaki ticari alacaklar kalemi. Ticari alacaklar, şirketin malını ya da hizmetini satıp parasını henüz tahsil etmediği tutardır. Satışlar %20 artarken ticari alacaklar %60 artıyorsa dikkat et. Şirket satışlarını vadeyi uzatarak ya da ödeme gücü zayıf müşterilere satarak büyütüyor olabilir. Bu durumda kâr kâğıt üzerinde büyür ama kasa boş kalır, tahsil edilemeyen alacaklar da ileride zarar olarak geri döner.
Bu soruları sormaya başladığında şirketlere bakış açın çok değişir. Artık bir hisseyi “son bir ayda ne kadar yükseldi” diye değil, “bu iş nasıl bir iş” diye değerlendirmeye başlarsın.
Kapanış
Hisse senedi bir şirketin ortaklık payıdır. Ekranda oynayan rakam, o şirketin fiyatlanmış hâlidir ama şirketin kendisi değildir. Borsaya ortaklık gözüyle baktığında asıl soru “yarın ne olur” olmaktan çıkar, “bu şirket ne satıyor, kime satıyor, kalıcı kâr üretebiliyor mu” olur.
Bir sonraki adımda çok önemli bir ayrımı ele alacağım: Ekranda gördüğün fiyat ile şirketin gerçek değeri neden aynı şey değil? Bunu fiyat ayrı, değer ayrı yazısında anlattım. Yatırıma nereden başlayacağını hâlâ düşünüyorsan yatırıma nereden başlamalı yazısı da sana yol gösterebilir.