Fiyat ayrı, değer ayrı: ekran ne söyler, şirket ne yapar?
Hisse fiyatı alıcı ve satıcıların o anki psikolojisiyle oluşur, değer ise şirketin kendisinden gelir. Bu farkı görmek, fiyat düştü diye panik yapmamanı sağlar.
Borsaya yeni başlayan birinin en sık yaptığı şey, fiyat hareketini şirket hakkında bir hüküm gibi okumaktır. Fiyat düştüyse şirket kötüdür, yükseldiyse harikadır. Oysa ekranda gördüğün fiyat ile şirketin gerçek değeri çoğu zaman aynı şey değildir. Peki fiyatla değer arasındaki bu fark neden bu kadar önemli?
Fiyat ekranın söylediğidir
Hisse fiyatı, borsada alıcıların ve satıcıların o anda anlaştığı rakamdır. Birisi satmak ister, birisi almak ister, ikisinin buluştuğu nokta o anın fiyatı olur.
Bu yüzden fiyat, o anki psikolojiyi yansıtır. Haber akışı, korku, heyecan, sosyal medyada dönen konuşmalar, genel piyasa havası, hepsi fiyatı etkiler. Bir günde değişen şey çoğu zaman şirketin kendisi değil, insanların şirket hakkındaki o günkü duygusudur.
Fiyat her gün, hatta her dakika değişir. Bir şirketin fabrikası, müşterileri, ürünleri ise bir günde bu kadar değişmez. Bu iki hız arasındaki fark, fiyat ile değer arasındaki boşluğun da kaynağıdır.
Değer şirketin gerçekte olduğudur
Değer ise ekrandan değil, şirketin kendisinden gelir. Bir şirketin değeri kabaca şu unsurlarla ilgilidir:
- Varlıkları: Sahip olduğu fabrikalar, makineler, stoklar, alacaklar, kasadaki para.
- Kârlılığı: Yaptığı işten ne kadar kâr çıkarabildiği.
- Büyüme potansiyeli: Bu kârı ileride artırma imkânı.
- Borç yapısı: Ne kadar borcu olduğu ve bu borcu ödeyip ödeyemediği.
- Nakit yaratma gücü: İşin kasaya gerçekten para getirip getirmediği.
Bu unsurlar fiyat gibi gün içinde zıplamaz. Çeyrekten çeyreğe, yıldan yıla değişir. Bu yüzden değer, fiyattan çok daha yavaş hareket eden bir şeydir.
Değerin daha akademik bir tanımını, yani gelecekteki nakit akışlarının bugünkü karşılığı olduğunu yatırım mı spekülasyon mu yazısında anlattım. Burada amacım tanımdan çok, iki kavramı birbirinden ayırma alışkanlığı kazandırmak.
Sağlam şirket, düşen fiyat
Bir örnek vereyim. Çok sağlam, yıllardır istikrarlı kâr eden bir şirket düşün. İşi yolunda, müşterileri yerinde, borcu makul.
Bir gün bir kriz çıkar. Piyasada panik başlar, kötü haberler arka arkaya gelir. Herkes elindeki hisseyi satmaya başlar. Bu satış dalgası o sağlam şirketi de vurur ve fiyatı ciddi şekilde düşebilir.
Peki şirketin değeri de aynı hızla düştü mü? Çoğu zaman hayır. Fabrikası, müşterisi, ürünleri hâlâ orada. Değişen şey, insanların o hisseye o an ne kadar para ödemeye razı olduğu. Fiyat değerin altına inmiş olabilir.
Bunu bir mahalle dükkânı üzerinden düşünebilirsin. Yıllardır iyi iş yapan bir fırına ortaksın. Bir gün mahallede kötü bir söylenti yayılıyor ve bazı ortaklar paylarını aceleyle, ucuza satmaya kalkıyor. Fırının ekmeği, müşterisi, tezgâhı aynı yerde duruyor. Değişen tek şey, o gün payına biçilen fiyat. Borsada olan da çoğu zaman bundan farklı değildir, sadece çok daha hızlı ve çok daha kalabalık bir ortamda olur.
Böyle bir anda kendine şu soruyu sorabilirsin: “Bu düşüşten önce bu şirketi sağlam buluyor muydum? Bulduysam, işinde gerçekten ne değişti?” Cevap “hiçbir şey” ise, düşüş bir tehlike değil bir fırsat olabilir.
Kiracılı ev: fiyat düşünce üzülür müsün?
Aynı fikri bir ev üzerinden düşünmek daha da kolay. Kiraya verdiğin bir evi 3 milyon TL’ye almışsın. Ev sana ayda 20.000 TL, yani yılda 240.000 TL kira getiriyor. Bir gün aynı sitede, seninkine çok benzeyen bir evin 1 milyon TL’ye satıldığını duyuyorsun.
Üzülür müsün, sevinir misin?
İlk tepki çoğu zaman üzülmektir: “Eyvah, benim evim de artık 1 milyon ediyor.” Ama bir dur ve bak. Senin evin hâlâ ayda 20.000 TL kira getiriyor. Kiracın yerinde, ev yerinde. Değişen tek şey, birinin o gün o eve ödemeye razı olduğu fiyat.
Üstelik 1 milyon TL’ye satılan ev de aynı kirayı getirebilecekse, bu bir fırsattır. 3 milyon TL’ye aldığın ev sana yılda %8 kira getiriyor. Aynı kirayı getiren 1 milyon TL’lik ev ise yılda %24 getirir. Değer aynıyken fiyat düştüyse yapılacak şey üzülmek değil, imkânın varsa daha çok almayı düşünmektir.
Ama önce neden ucuz olduğuna bak. Satıcı acil paraya mı ihtiyaç duyuyor, yoksa evde senin bilmediğin bir sorun mu var? Binada hasar, tapuda bir pürüz, sitede değişen bir şey olabilir. Ucuzluğun sebebi geçici bir panikse fırsat, gerçek bir kusursa tuzak olabilir.
Borsada da aynısı geçerli. Yıllardır kâr eden bir şirketin hissesi sert düştüğünde ilk soru “Neden düştü?” olmalı. Sağlam şirketlerin hisseleri tarihte krizlerden sonra toparlandı. Kötü dönemler, borçsuz ve sabırlı yatırımcıya en iyi alım fırsatlarını sunar. İşinde bir şey değişmediyse, düşüş sana aynı ortaklığı daha ucuza artırma imkânı verir.
Hikâye şirketi, şişen fiyat
Tersi de olur. Doğru dürüst para kazanmayan bir şirket düşün. Ama etrafında popüler bir hikâye var. Sosyal medyada “uçacağız” beklentisi dolaşıyor, herkes bu hisseden bahsediyor.
Bu ilgi alım talebini artırır ve fiyat şişebilir. Şirketin işi değişmemiştir, kârı hâlâ yoktur ya da çok zayıftır. Ama fiyat, değerin çok üstüne çıkmış olabilir.
Burada sorulacak soru da basit: “Fiyat yükselirken şirketin kârı da yükseldi mi?” Fiyat aylar içinde katlanırken şirketin satışları ve kârı yerinde sayıyorsa, yükselişi taşıyan şey iş değil, beklentidir. Beklenti ise ilk hayal kırıklığında hızla sönebilir.
Bu tür durumlar özellikle herkesin kolay paradan bahsettiği, iyimserliğin çok yükseldiği dönemlerde sık görülür. Herkes coşmuşken fiyatlar gerçek değerlerinden çok uzaklaşabilir. Gündemdeki bir hisseye haberi duyduktan sonra girmenin neden riskli olduğunu gündemdeki hisseyi almak yazısında ele aldım.
”Fiyat düştü, kötü şirket” yanılgısı
Bu iki örnek, şu iki düşüncenin de neden sağlıklı olmadığını gösteriyor:
- “Fiyat düştü, demek ki kötü şirket.”
- “Fiyat yükseldi, demek ki harika şirket.”
Fiyat hareketi tek başına şirketin kalitesi hakkında bir şey söylemez. Düşen bir fiyat, sağlam bir şirketi indirimli almak için bir fırsat da olabilir, gerçekten bozulan bir işin işareti de. Yükselen bir fiyat, büyüyen bir işi yansıtıyor da olabilir, boş bir heyecanı da. Hangisi olduğunu anlamak için ekrana değil, şirkete bakman gerekir.
Fiyatın düştüğü dönemlerde ne yapacağını önceden düşünmek istersen borsa düşüşünde ne yapmalı yazısı işine yarayabilir.
Fiyat neden hareket etti?
Pratikte işine yarayacak basit bir alışkanlık var. Bir hissenin fiyatı son dönemde sert hareket ettiyse kendine şunu sor: “Bu hareketin arkasında ne var?”
- Gerçek bir haber mi var? Şirket yeni bir iş mi aldı, kârı mı arttı, büyüme mi gösterdi?
- Yoksa ortada sadece hikâye ve gürültü mü var?
Birinci durumda fiyat, değerdeki bir değişikliği yansıtıyor olabilir. İkinci durumda ise değişen tek şey psikolojidir. Bu soruyu sormak, seni fiyatın peşinden koşan biri olmaktan çıkarıp değeri sorgulayan birine dönüştürür.
Hedefin: değeri anlamaya çalışmak
Hedefini şöyle özetleyebilirsin:
“Ben değeri anlamaya çalışacağım. Fiyat değerin altına düşerse ortağı olmayı düşüneceğim. Fiyat değerin çok üstüne çıktıysa, herkes coşmuş olabilir diye temkinli olacağım.”
Bu cümle basit görünse de uygulaması sabır ister. Çünkü fiyat her gün gözünün önünde, değer ise senin emek verip anlamaya çalışman gereken bir şey.
Değeri anlamayı kolaylaştıran oranlar ve ölçütler var. Bunları ileride ayrıntılı ele alacağım. Merak edersen fiyat/kazanç (F/K) ve piyasa değeri/defter değeri (PD/DD) gibi temel çarpanları çarpanları anlamak yazısında, bir şirketin değerini kabaca nasıl tahmin edebileceğini de adil değer nasıl hesaplanır yazısında bulabilirsin.
Şimdilik sadece şu fark kafana yerleşsin:
- Fiyat, ekranın söylediğidir.
- Değer, şirketin gerçekte olduğudur.
Kapanış
Fiyat, alıcı ve satıcıların o anki ruh hâliyle oluşur. Değer ise şirketin varlıklarından, kârından, büyüme imkânından, borcundan ve nakit üretme gücünden gelir. İkisi zaman zaman birbirinden çok uzaklaşabilir. Panikte sağlam bir şirketin fiyatı değerinin altına düşebilir, coşkuda kârsız bir hikâyenin fiyatı değerinin çok üstüne çıkabilir.
Değeri anlamanın ilk adımı, ne tür bir şirkete baktığını bilmek. Bunu şirket tipleri ve anlamadığın işe ortak olmamak yazısında anlattım. Henüz okumadıysan hisse senedi nedir yazısıyla başlamanı öneririm.