Yatırım fonu alırken nelere dikkat ediyorum?
← Öğren · Seviye 2 · Temel · 7 dk okuma

Yatırım fonu alırken nelere dikkat ediyorum?

Fon seçmek, son bir ayın getiri tablosunu sıralamak değil. Fonu kimin yönettiğine, kurumun siciline, portföyün içine ve uzun vadeli sürekliliğe nasıl baktığımı anlattım.

Benim için fon almak, “Hangi fon son bir ayda en çok kazandırmış?” diye tabloyu sıralamak değil. Bu, dikiz aynasına bakarak araba kullanmaya benziyor. Ayna sana geride ne olduğunu gösterir, önündeki virajı göstermez. Bir fona paramı emanet etmeden önce de kendime sorular soruyor, bazı filtreler uyguluyorum.


Fon seçmek neden titizlik ister?

Geçmiş getiri sana fonun nereden geldiğini gösterir, nereye gideceğini göstermez. O yüzden ben tabloya değil, fonun arkasındaki insanlara ve fonun içine bakıyorum.

Yaklaşım olarak bana değer yatırımcılığı daha mantıklı geliyor. Değer yatırımını kısaca şöyle tanımlayabilirim: bir şirketin hissesini, o şirketin gerçek (içsel) değerinden daha düşük bir fiyattan alıp fiyatın değerine yaklaşmasını beklemek. Fiyatla değer arasındaki farkı merak ediyorsan fiyat ayrı, değer ayrı yazısına bakabilirsin.

Hisse senedi seçerken ne kadar titizsem, paramı emanet edeceğim fonu seçerken de o kadar titiz davranıyorum. Para kolay kazanılmıyor, hepimiz bunu biliyoruz. Aylarca verdiğin emeğin karşılığını, hakkında hiçbir şey bilmediğin bir araca neden emanet edesin?

Fon seçerken kendime sorduğum soruları dört başlıkta topluyorum: fonu kim yönetiyor, kurum güvenilir mi, fonun içinde ne var ve fonu doğru süre içinde mi değerlendiriyorum.

Dümendeki kaptan kim?

Fonları kâğıt üzerinde bir “ürün” gibi görsek de arka planda onları yöneten gerçek insanlar var. O yüzden ilk baktığım şey, fonun başındaki isim. Şu dört soruyu kendime mutlaka soruyorum:

  1. Bu yönetici sosyal medyada, özellikle X ve YouTube’da görünür mü?
  2. Yatırım felsefesini açık ve anlaşılır şekilde anlatıyor mu?
  3. Piyasa sert düştüğünde paniğe kapılan, sürekli bahane üreten biri mi, yoksa rasyonel ve sakin mi?
  4. “Ucuz şirketi alır, değerine gelene kadar sabırla beklerim” diyen bir değer ekolünden mi geliyor?

Örneğin MAC (Marmara Capital) ya da AN1 (Strateji Portföy) gibi fonlar bu yüzden ilgimi çekiyor. Bu fonların arkasında bilançoya, nakit akışına ve iş modeline odaklanan ekipler var. “Bu şirket pahalı mı, ucuz mu, risk ve ödül dengesi ne?” diye soruyorlar. Ekrandaki günlük dalgalanmadan çok uzun vadeli değer yaratımına bakıyorlar.

Yöneticinin dünya görüşü ve piyasa bakışı benimkiyle uyuşmuyorsa, sadece getirisi yüksek diye o fona ortak olmam.

Güven, getiriden önce gelir

Sorduğum ikinci soru şu: kurumun sicili temiz mi, güven veriyor mu?

Bu madde benim kırmızı çizgim. Portföy yönetim şirketinin ve yöneticilerin geçmişine mutlaka bakıyorum. Daha önce Sermaye Piyasası Kurulu’ndan (SPK) ceza almışlar mı, kontrol ediyorum. SPK’nın verdiği cezalar kurulun haftalık bültenlerinde yayımlanıyor. Manipülatif işlemler, usulsüzlükler ya da yatırımcının aleyhine olabilecek şüpheli uygulamalar var mı, sorguluyorum. Yatırımcı sunumlarında ve bilgilendirme metinlerinde dilin şeffaf ve dürüst olup olmadığına bakıyorum.

Daha önce dilim yandığı için kendime şöyle bir kural koydum: “Güven, getiriden önce gelir.”

Sicili sorunlu bir kuruma, ne kadar yüksek getiri vaat ederse etsin, paramı emanet etmem. Kâğıt üzerinde birkaç puan fazla kazanmak için itibar riskini ve karşı taraf riskini artırmaya değmez. Kısa vadede kazansam bile uzun vadede diken üstünde oturmak istemem.

Geçmiş getiri tuzağı

Fonun başarısını tek bir dönemin getirisinden okumam. Bir ayda %20 yapıp sonraki ay %15 geri veren bir fona değil, fonun piyasaya göre nerede durduğuna bakarım.

En çok dikkat etmen gereken nokta, geçmiş getiri tuzağı. Bir fonun son bir yılda %200 kazandırmış olması, önümüzdeki yıl da aynısını yapacağı anlamına gelmiyor. Hatta çoğu zaman tersi oluyor. O fonun yükselişi doygunluğa ulaşmış oluyor, sen tam tepeden giriyorsun. Sonra da “Borsa yükseliyor, ben neden eksideyim?” diye şaşırıyorsun.

Geçen yılın en çok kazandıran fonunun ertesi yıl neden çoğu zaman sıradanlaştığını aktif fonlar endeksi yenebilir mi yazısında ayrıntılı anlattım.

Fonun içine bak: aylık portföy dağılımı

Getiri tablosu yerine fonun içeriğine bakarım. Fonlar her ay sonundaki portföy dağılımlarını Kamuyu Aydınlatma Platformu’nda (KAP) yayımlıyor. Bu raporu açtığımda şu üç soruyu soruyorum:

  1. Bu hisseler sadece “trend olduğu” için mi alınmış, yoksa gerçekten ucuz, kârlı ve potansiyeli yüksek oldukları için mi?
  2. Sektör dağılımı mantıklı mı, aşırı bir risk yoğunlaşması var mı?
  3. Portföydeki şirketlerin borçluluk yapısı, kârlılığı ve nakit yaratma gücü nasıl?

Bu sorular, hisse seçerken kendime sorduklarımın aynısı. Fon alırken de aslında o hisselere dolaylı olarak ortak oluyorum.

Endeksin gerisinde kalmak sorun mu?

Değer odaklı fonlar bazı dönemlerde endeksin gerisinde kalabilir. Bu benim için sorun değil, çünkü hedefim hızlı zenginlik değil. Bu yüzden bir fonu en az 5, hatta 10 yıllık performansıyla değerlendirmek bana daha sağlıklı geliyor.

Benim hedefim uzun vadede enflasyonun üzerinde, sürdürülebilir bir reel getiri elde etmek. Bir fonu her dönemin en çok kazandıran aracıyla kıyaslamak bana haksızlık gibi geliyor. Uzun vadenin gücünü görmek için Warren Buffett’a bakmak yeterli. Yaklaşık 60 yıl boyunca yılda ortalama %20 civarında getiri elde ederek milyarlarca dolarlık bir servete ulaştı. Her yıl en çok kazandıran yatırımcı o değildi, ama yıllar boyunca istikrarlı kaldı. Senin hedefin kendi koşullarına göre farklı olabilir. Önemli olan, fonu neyle kıyasladığını baştan bilmek.

Fon almak vekalet vermektir

Fon almak, birine şunu söylemek demek: “Benim yeterli vaktim ya da detaylı bilgi birikimim yok, bu parayı benim yerime sen yönet.”

Yani fon alırken sadece paranı değil, bir vekalet de veriyorsun. Bu yüzden şu üç soru kritik:

  1. Bu vekaleti kime veriyorum?
  2. Bu kişi ya da ekip geçmişteki kriz dönemlerinde nasıl davranmış?
  3. Stratejisi, risk algısı ve yatırım tarzı benimkine yakın mı?

Bu sorulara içim rahat bir şekilde “evet” diyemiyorsam, o fonu hayatımdan tamamen çıkarmak benim için daha sağlıklı.

Yönetim ücreti, fon türleri ve TEFAS ekranında nelere bakacağını TEFAS’ta fon nasıl seçilir yazısında anlattım.


Burada anlattıklarım yatırım tavsiyesi değil, fon seçerken nasıl düşündüğümü ve hangi filtreleri uyguladığımı paylaşıyorum. Herkesin risk profili, hedefi ve zamanı farklı, kararını kendi koşullarına göre vermelisin.