Varlık mı, yükümlülük mü? Biriktirdiğin parayı neye dönüştürüyorsun
Varlık cebine para koyar, yükümlülük cebinden para alır. Ev, araba ve diğer büyük alımları bu basit soruyla nasıl değerlendirebileceğini anlattım.
Biriktirmeye başladığında ne kadar para ayırdığın kadar şu da önemli: Biriktirdiğin parayı neye dönüştürüyorsun? Aynı parayla bir şey alıp her ay cebine para koyabilirsin. Ya da her ay cebinden para çıkan bir yük satın alabilirsin. Bu iki tarafı ayırmanın basit bir yolu var.
İki basit tanım
Ayrım iki basit tanıma dayanıyor:
- Varlık, cebine para koyan şeydir.
- Yükümlülük, cebinden para alan şeydir.
Bu ayrımı geniş kitlelere tanıtan kitap, Robert Kiyosaki’nin 1997’de yayımlanan “Zengin Baba Yoksul Baba” kitabı. Finansa ilgi duyan çoğu insanın okuduğu ilk kitaplardan biri. Kiyosaki’nin anlattığı “zengin baba” varlık biriktirir, “yoksul baba” ise varlık sandığı yükümlülükler biriktirir. Kitabın en akılda kalan fikri de bu iki cümle.
Muhasebede bu kavramların daha teknik tanımları var. Bir şirketin bilançosunda sahip olduğu her şey varlık, borçları ise yükümlülük olarak yazılır. Ama kişisel finans için işe yarayan bakış daha sade: Bir şeyin sana ne kazandırdığına ve senden ne istediğine bak.
Bu tanımın gücü, etikete değil nakit akışına bakması. Bir şeyin değerli, pahalı ya da prestijli olması onu varlık yapmaz. Her ay sana para mı getiriyor, yoksa senden para mı istiyor? Ayrımı yapan soru bu.
Örneklerle iki taraf
Günlük hayattan birkaç örneğe bakalım.
Gider tarafında kalanlar:
- Her ay kira ödemek zorunda olduğun ve sana ek gelir getirmeyen ev. Senin açından bu bir gider.
- Kredili alınmış, her ay taksiti olan, sigorta, yakıt ve bakım masrafı çıkaran ama sana hiç gelir getirmeyen araba. Bu, yükümlülük tarafında duruyor.
Varlık tarafında kalanlar:
- Temettü, yani şirketin kârından ortaklarına dağıttığı pay ödeyen bir hisse senedi.
- Kiraya verdiğin ikinci bir daire.
- Düzenli satış yapan küçük bir iş.
Bu üç örneğin ortak noktası, sen bir şey yapmasan da belirli aralıklarla sana nakit üretmeleri. Arabanın ve kirada oturduğun evin ortak noktası ise her ay düzenli olarak senden para istemeleri.
Arabayla ilgili bir not: Arabanın hayatını kolaylaştırması, işe gitmeni sağlaması, ailene konfor sunması gayet değerli şeyler. Buradaki ayrım “araba kötüdür” demek değil. Sadece ona yatırım gözüyle bakmamak ve aylık maliyetini bilerek almak gerekiyor.
Ezber yerine tek bir soru
Tek tek “şu varlıktır, şu değildir” diye ezberlemeye gerek yok. Çünkü aynı şey, kullanım biçimine göre bir taraftan diğerine geçebiliyor.
Asıl soru şu:
“Bu aldığım şey, önümüzdeki yıllarda cebime mi para koyacak, yoksa benden para mı isteyecek?”
Cevap netse, hangi tarafta durduğunu zaten biliyorsun.
Aynı şeyin nasıl taraf değiştirebildiğini bir örnekle düşün. Kiraya verdiğin bir daire, düzenli kiracısı olduğu sürece varlık tarafındadır. Ama uzun süre boş kalırsa ya da aidat, vergi ve tamir masrafları eline geçen kirayı aşarsa, o dönem boyunca senden para isteyen bir kaleme dönüşür. Yani soru bir kez sorulup bırakılmaz. Koşullar değiştikçe yeniden sorulur.
Bu soruyu sorarken sadece alış fiyatına değil, sonrasına bakmak önemli. Bir şeyin asıl maliyeti çoğu zaman ilk ödediğin para değil, ardından her ay gelen masraflardır. Taksit, sigorta, bakım, vergi, aidat gibi kalemleri toplamadan bir alımın gerçek yükünü göremezsin.
Borçla alınan şeyler
Bu ayrım, borçla bir şey alırken daha da önem kazanıyor. Kredili alınan bir şey, taksit bitene kadar her ay cebinden para çıkarır. Eğer aldığın şey bu süre boyunca sana gelir getirmiyorsa, iki yönden yük taşırsın: hem taksiti hem de kullanım masraflarını.
Tersine, borçla alınan bir şey düzenli gelir üretiyorsa, bu gelir taksitin bir kısmını ya da tamamını karşılayabilir. O zaman borç, bir varlık kurmanın aracına dönüşebilir.
Hangi borcun ne zaman mantıklı olduğunu daha ayrıntılı düşünmek için borç ve kredi kartı yazısındaki “iyi borç, kötü borç” bölümüne bakabilirsin. Orada da benzer bir ölçü var: Etikete değil, borcun maliyetine ve senin ödeme gücüne bakmak.
Kendi evin: ödemediğin kira
Kiyosaki kitabında oturduğun evi bile yükümlülük sayar, çünkü vergisi, aidatı ve bakımı her ay cebinden para çıkarır. Bu bakış ezberi bozmak için faydalı. Ama Türkiye gibi kiraların hızla arttığı bir ülkede kendi evine başka bir açıdan da bakmak gerekiyor.
O evde oturuyorsan, her ay kira ödemezsin. Ödemediğin kira, aslında kendine ödediğin bir kira. Kirada oturan biri her ay ev sahibine ödeme yapar ve o para bir daha geri gelmez. Kendi evinde oturan ise aynı parayı, krediliyse taksit olarak, kendi varlığına yatırır. Evin vergi, aidat, bakım gibi giderleri elbette sürer. Ama bu giderler çoğu zaman ödemediğin kiranın yanında küçük kalır.
O evi kiraya veriyorsan, giderler düştükten sonra eline geçen net kira, sana nakit akışı yaratan bir varlık olur.
Yani kendi evin, cebine her ay para koymasa da cebinden çıkacak büyük bir kalemi, kirayı ortadan kaldırır. Bu yüzden kendi evini almak, biriktirdiğin parayı dönüştürebileceğin en sağlam hedeflerden biri.
Tek bir şart var: Taksit gelirinle rahatça ödenebilir olmalı. Taksiti gelirinin taşıyamayacağı kadar yüksek bir ev, seni yıllarca sıkıştıran bir yüke dönüşebilir. Taksit ödenebilir olduğu sürece ise her ay ödediğin para kira gibi kaybolmaz, kendi evine gider.
Kendi listeni çıkar
Bu ayrımı kendi hayatına uygulamanın en kolay yolu, bugün en az 5 satırlık bir liste yapmak. Sahip olduğun ya da düzenli ödediğin kalemleri iki gruba ayır:
- “Bunlar benden para istiyor.” Taksiti, aidatı, bakımı, sigortası olan ama sana gelir getirmeyen kalemler.
- “Bunlar bana para getiriyor ya da getirme potansiyeli taşıyor.” Kira, temettü ya da satış geliri üreten ya da ileride üretebilecek kalemler.
Listenin bugünkü halini kaydet ve yılda bir kez güncellemeyi hedefle. Yıllar içinde ikinci grubun uzaması, doğru yönde ilerlediğini gösteren en somut işaretlerden biri olur.
Bu liste seni yargılamak için değil. Amaç, paranın nereye bağlandığını görmek. Bundan sonraki büyük alımlarda da aynı soruyu sorduğunda, kararların daha bilinçli olur.
Önce kendine ödeyerek biriktirdiğin parayı zamanla varlık tarafına yönlendirdiğinde, o varlıklar da sana gelir üretmeye başlar. Böylece birikim yalnızca senin emeğinle değil, sahip olduklarının ürettiği gelirle de büyür.
Kapanış
Varlık cebine para koyar, yükümlülük cebinden para alır. Bir şeyin hangi tarafta olduğunu etiketi değil, sana her ay ne yaptığı belirler. Kendi evinde oturmak ise ödemediğin kira sayesinde güçlü bir adım, yeter ki taksit gelirinle ödenebilir olsun. Ezber yerine tek soruyu sor: “Bu, önümüzdeki yıllarda cebime mi para koyacak, benden mi isteyecek?”
Ev konusunu Türkiye özelinde, kira çarpanı ve kredi kurallarıyla birlikte Türkiye’de konutla servet inşası yazısında açtım. Biriktirme alışkanlığını henüz kurmadıysan önce önce kendine öde yazısına göz atabilirsin.